TL’nin değeri ne olmalı?

18 Kasım 2020, Ayse Ökten ve Samed Küçükikiz

2004 yılından beri bir dolar neredeyse 8 kat artıp, Kasım 2020’de 7,7 seviyesine ulaşmış bulunuyor. TL’nin, bu zaman sürecinde, Euro ve Sterlin karşısındaki değer kaybının da çok farklı olmadığını aşağıdaki grafiklerden görebiliriz. 

Döviz kurlarındaki günlük dalgalanmaları tahmin etmek zor olsa bile, uzun dönemdeki değişimi anlamamıza yardım edecek birkaç teori vardır. Bunların arasında nispi satın alma paritesi teorisi önemli bir yer tutmaktadır. Bu teoriye göre iki ülke arasındaki döviz kuru bu iki ülkenin nispi fiyatlarındaki değişikliklerden bire bir etkilenir ve enflasyonun yüksek olduğu ülkenin parasının değerinin düşmesi beklenir.

Mesela, 2004 yılından beri Türkiye’deki enflasyon Amerika’daki enflasyondan daha yüksek olduğu için TL’nin dolara karşı değer kaybetmesi beklenilen bir sonuçtur. Bu teoriye göre eğer döviz kurundaki değişiklikler enflasyon ile bire bir değişirse, paranın “reel” kuru zaman içinde aynı kalacaktır. Örnek olarak ortalama fiyatların Amerika’da sabit kaldığını, Türkiye’de ise senede %10 arttığını varsayalım. Bu durumda 2019 yılında 100TL olan bir mal 2020 yılında 110TL olacaktır. Eğer döviz kuru 2019-2020 arasında %10 değer kaybederse (mesela dolar kuru 6 dan 6,6 ya çıkarsa), bu malın dolar olarak degeri $16.7’de sabit kalmış olacaktır.

Tabii ki döviz kurlarını etkileyen başka faktörlerde olduğu için bu teori ile yapılan hesaplar gerçekleşenden farklı olabilmektedir. Mesela bir önceki örnekte dolar kuru %20 artarsa, bir sene önce 16,7 dolar olan ürün, 2020’de 15,3 dolara satın alınabilecektir. Aşağıdaki ilk grafikten görüldüğü gibi çoğu zaman döviz kurundaki dalgalanmalar enflasyon oranın çok üstünde seyretmiş, bu yüzden TL’nin reel efektif kuru zaman içinde büyük bir düşüşe uğramıştır. Bu düşüş Türk mallarının Amerika’daki ürünlere göre çok daha ucuz bir hale geldiğini göstermektedir. Bu grafiklerden varılan sonuç, 2011 yılından beri TL’deki değer kaybının enflasyonun üstünde seyrettiğidir.

Buna benzer bir başka bakış acısı, mutlak satın alma paritesi teorisini kullanan, ve ülkeler arasında aynı ürünün fiyatını karşılaştırdığı için anlaşılması çok kolay olan Big Mac endeksidir. Ekonomist dergisi tarafından yayımlanan bu endeks ülkeler arasındaki Big Mac fiyatlarını karşılaştırarak döviz kurlarının ne kadar teoriden uzaklaştığını hesaplamaktadır. Temmuz 2020 için Ekonomist şu verileri sunmuştur. O tarihte Türkiye’de Big Mac 13,99 TL, Amerika’da ise 5,71 dolardır. Mutlak satın alma paritesine göre aynı ürün her ülkede (dolar bazında) aynı fiyata satılması gerektiği için, teorik döviz kurunun 2,45 olması gerekir. Halbuki o tarihte piyasa kuru 6,86 ‘dır.  Bu hesap Türk lirasının dolara karşı olması gerekenden %64,3 daha değersiz olduğunu gösterir. Bu hesaba göre eğer döviz kurları bu pariteye göre belirleniyor olsaydı Dolar/TL 6,86 değil de 2,45 olmalıydı. 

Bu teorinin göz önüne almadığı önemli bir faktör, ülkeler arasındaki gelir farklıklarıdır. Genellikle gelişmekte olan ülkelerde maaşlar, kiralar vs. daha ucuz olabileceğinden bir Big Mac gelişmekte olan ülkelerde daha ucuz olabilir. Bu faktör göz önüne alınarak aynı hesap baştan yapılırsa TL’nin gerçek değerinden %38,3 düşük olduğu, yani gerçek dolar kurunun 6,86 değil 4,23 olması gerektiği düşünülebilir. 

Aşağıdaki grafik TL/dolar piyasa döviz kurunu, Big Mac fiyatları ile hesaplanan PPP-döviz kurunu ve gene Big Mac fiyatlarını kullanan ama ülkelerin gelir farklıklarını göz önüne alan “düzeltilmiş” döviz kurunu zaman içinde sergilemektedir.  Özellikle düzeltilmemiş Big Mac dolar kuru 2015 yılına kadar piyasa kuruna göre çok büyük değişiklikler sergilememiş, ama 2015 yılından sonra aralarındaki fark epey açılmıştır.

Sadece Big Mac fiyatlarına bakarak döviz kurunun ne olması gerektiğinin analizi yapmak tabii ki çok mantıklı değildir. Bu yüzden, aşağıda bir başka yöntem daha sunuyoruz. Burada Big Mac fiyatı yerine Türkiye ve ABD’nin TÜFE değerlerini kullanıyoruz. Zaman içinde grafik çizebilmek için döviz kurunun PPP’ye eşit olduğu bir yılı saptamak gerekiyor. Bunun için Big Mac endeksini kullanarak 2006 yılını seçtik. Bu metodun da birtakım sakıncaları var. Mesela iki ülkenin TÜFE sepetleri aynı mallardan oluşmuyor, yine TÜFE’nin içinde, mutlak satın alma paritesi teorisine uymayan, ticarete konu olmayan mallar yer alıyor, ve bu yöntem ülkelerin gelir seviyelerindeki farklılıkları hesaba katmıyor.

Bütün bu sakıncaları göz önüne alarak aşağıdaki grafikte iki tane teorik döviz kuru sunuyoruz. Dolar (TÜFE) Türkiye ve ABD’deki TÜFE endeksini, Dolar (TÜFE-GIDA) ise iki ülke arasında sadece gıda kategorisinin fiyat artışını göz önüne alarak çizilmiştir.

Bu grafiğe göre 2015 yılına kadar piyasadaki döviz kuru ve iki teorik kur arasındaki dalgalanmalar birbirinden çok farklı değildir. 2015’ten itibaren ise piyasa döviz kuru teorik kurdan çok farklı bir çizgide ilerlemiştir.  Ülkeler arasındaki fiyat artışları ile belirlenen teorik kur 2020’de 4 ile 5 arasında seyrederken piyasalarda dolar 8 seviyesine ulaşmıştır.

TL’nin değeri ne olmalı sorusu tabii ki cevabi olmayan bir sorudur. Arz, talep kuru belirler, bunun tahmini oldukça imkansızdır. Ama bu grafiklerden, döviz kurlarının belirlenmesinde önemli bir rol oynayan ülkeler arasındaki fiyat ve enflasyon farklılıklarının, 2015 yılından beri olan kur dalgalanmalarını açıklamakta zorlandıklarını görüyoruz.

İhracat

5 Kasım 2020, Ayse Ökten ve Samed Küçükikiz

Türkiye dışarıya ne satıyor? David Ricardo’nun teorisine göre ülkelerin dış ticareti karşılaştırmalı üstünlükler teorisine göre belirlenir. Bu teoriye göre ülkeler göreceli olarak en ucuza üretebildikleri malları ihraç etmekte yoğunlaşmalıdır. Tabi dünya dış ticaretini etkileyen, gümrük vergileri, korumacılık, ulaşım masrafları gibi daha birçok etken vardır. Bütün bunları göz önüne alarak aşağıda dört ülkenin ihracat yapısını görüntülüyoruz. 

Bu grafiklerden görüldüğü gibi Türkiye’nin ihracat yapısı 1990’dan beri ciddi değişikliklerden geçirmiştir. 1990’da ihracatın %25,4’ü tarımdan %36,8’i giyim ve tekstilden oluşurken, 2018’de her iki kategorinin de ihracattaki payı sırasıyla %10,2 ve %15,5’e düşmüş, bunun yanında makine ve ulaşım ekipmanları kategorisi ihracatın yüzde %29,5’ine ulaşmıştır. Çin’deki değişim de Türkiye’ye benzer olmakla birlikte, 2018’de makine ve ulaşım ekipmanları kategorisi Çin’in ihracatının %48,5’ine ulaşmıştır. Kore’de ise 1990’dan beri tarım ve giyim oldukça düşük bir seviyede seyretmiş, makine ve ulaşım ekipmanları kategorisi ise uzun zamandır %50’nin üstünde yer almiştir. Amerika ise bu kategorideki göreceli üstünlüğünü zaman içinde kaybeden ülkelerdendir. 

Dünya Bankası ülkelerin mal bazında karşılaştırmalı üstünlüklerini ölçen bir endeks yayınlamaktadır. Aşağıda 1990-2018 yılları için görüntülenen bu endekse göre 1990’larda Çin ve Türkiye’nin makine ve elektronik alanında olan üstünlükleri benzer seviyededir. İki ülkenin zaman içindeki gelişmeleri ise oldukça farklı bir yol izlemiş, 2018 yılında Çin’in üstünlük endeksi Türkiye’nin yaklaşık dört katı seviyesine ulaşmıştır (Çin 1,96 – Türkiye 0,58 ). 

İhracat yaptığımız bölgeler ise zaman içinde bazı değişikliklere uğramışlardır. Mesela 1950’de Asya ülkelerine olan ihracatımız GSYH’nın %0,5’i kadarken 2014’te %6,3 olmuş, Batı Avrupa’ya ihracatımız ise aynı dönemde %2,9’dan %8,7’ye artmıştır (veri). 

Başka önemli bir kategori ise yüksek ve orta teknoloji içeren ürünlerin ihracattaki payıdır. Bu kategorilerde Türkiye 47 ülke sıralamasında oldukça düşük bir seviyededir. Aşağıdaki grafikten görülebileceği gibi, 2018 yılında Türkiye bu ülkeler arasında yüksek teknoloji mal ihracatında sondan ikinci, yüksek ve orta teknoloji içeren mal ihracatında ise 34. sırada yer almaktadır.

Cari Denge

25 Ekim 2020, Ayse Ökten ve Samed Küçükikiz

Türkiye 1998 yılından beri hemen hemen her yıl cari açık vermiştir. 2011 yılında GSYH’nın %8,9 ulaşan cari açık daha sonraki yıllarda küçülmüş ve yıllar sonra ilk defa 2019’da cari hesap fazla vermiştir. Cari dengenin arkasında yatan iki önemli etken ülkedeki iç tasarruf ve iç yatırım oranlarıdır. Eğer bir ülkede yapılan yatırımlar o ülke içindeki tasarruflardan karşılanamıyorsa yabancı ülkelerden borç alınıyor demektir. Bu da cari hesabın açık vermesine sebep olur. Dolayısı ile cari dengeyi anlamak için öncelikle ülkedeki tasarruf ve yatırım oranlarını anlamak gerekir. Aşağıdaki grafikte hem cari denge hem de tasarruf ve yatırım oranları 1998 yılından itibaren görüntülenmiştir.

Türkiye’de 2002’den beri ülke içi tasarruflar yatırımların altında kalmıştır. 2019’da cari dengenin pozitife dönmesindeki sebep ise yatırımlardaki düşüşün tasarruflardaki düşüşten daha fazla olmasıdır. Belirtilmesi gereken bir nokta cari dengenin fazlalık verdiği yılların çoğunun ekonomik kriz yıllarına denk gelmesidir. Bu yıllarda yatırım harcamalarındaki ciddi azalmalar cari hesaba pozitif etki yapmıştır.  

Türkiye’de cari açığın en yüksek olduğu 2011 yılı ve cari hesabın fazlalık verdiği 2019 yılı için 47 ülkenin verileri aşağıdaki grafikte sunulmuştur. Cari hesap birçok ülkede yıldan yıla büyük farklılıklar gösterebilmektedir.

Eğer ülkeler arasındaki cari denge farklılıklarını anlamak istiyorsak o ülkelerdeki tasarruf ve yatırım oranlarına bakmamız gerekir. Aşağıdaki grafiklerde dört ülke için bu detayları sunuyoruz. Uzun yıllardır cari fazla veren Çin, Kore ve Almanya’da 2000 yılından beri tasarruf oranları yatırım oranlarının üstündedir. Çin 2007 yılında GSYH’nin %9,9’u oranında cari fazla vererek dünyanın dikkatini çekmiş ve global dengesizliklere yol açabileceği tartışılmıştır. 2010 sonrası tasarruf oranlarındaki düşüş ve yatırımlardaki artışlar ile cari denge sıfıra yaklaşmıştır. Amerika ise yıllardır iç yatırımı iç tasarrufundan fazla olan ve dolayısı ile cari açık veren bir ülkedir.

Ülkeler arasındaki tasarruf oranı farklılıkları oldukça yüksektir. Mesela 2019 yılında Çin’de tasarruf oranı %44,9 iken Türkiye’de %28,4 olmuştur. Bu farklılıklar birçok faktörden kaynaklanabilir. Bunlar arasında sosyal güvenlik sistemlerinin ne kadar gelişmiş olduğu, krediye erişim kolaylıkları, aile arası yardımlaşma, gelir dağılımı, demografik yapı, vergi sistemleri gibi farklı etkenler sıralanabilir. Aynı şekilde yurtiçi yatırım oranları da ülkeler arasında büyük farklılıklar göstermektedir. Aşağıdaki grafik 2018 yılında 47 ülke için tasarruf ve yatırım oranlarını göstermektedir. 

Sonuç olarak cari hesabın açık ya da fazla vermesinin yorumunu ve ekonomik etkilerini tartışırken mutlaka arkasındaki tasarruf ve yatırım oranlarındaki değişiklere göz atmak gerekir.

İş Yapma Kolaylığı

16 Ekim 2020, Ayse Ökten ve Samed Küçükikiz

Ülkelerin büyümesi, kalkınması, zenginleşmesi üç ana faktöre bağlıdır: iş gücü, sermaye ve bu faktörlerin toplam verimliliğindeki (TFP) büyüme. Bunlar arasında TFP’deki gelişme, özellikle kişi başına gelir artışının devamlılığını sağlama açısından en önemlisidir. Bu kategori çok geniş kapsamlı bir kategoridir. Macro ders kitapları TFP’nin belirleyicileri arasında altyapı yatırımları, beşeri sermaye, araştırma-geliştirme faaliyetleri, uluslararası ticaret, vergi sistemi, hukuk sistemi gibi birçok etkeni sıralamaktadır. Bu listedeki etkenlerin bir yansıması bir ülkede iş yapma kolaylığının nasıl olduğudur. 

Dünya bankası 190 ülke için veri toplayıp İş Yapma Kolaylığı endeksi yayımlamaktadır. Türkiye başarılı bir performans sergileyip, 2019 da 43. sıradan 2020 yılında 33. sıraya yükselmiştir. Aşağıdaki grafikte 2020 yılında 46 ülkenin iş yapma kolaylığı endeksindeki sıralaması gösterilmiştir. Bu verilere göre 190 ülke arasında iş yapmanın en kolay olduğu ülkelerde Yeni Zelanda, Singapur, HongKong, ve Güney Kore başı çekerken, Arjantin 126. ve Brezilya 124. olarak sıralamanın sonlarında yer almışlardır.

Bu endeksin ana göstergeleri arasında iş kurma, inşaat izinleri alınması, elektrik temini, ve şirket tasfiyesi gibi kategoriler yer almaktadır.  2020 yılında Türkiye için bu kategoriler aşağıda gösterilmiştir. Bu bilgilere göre, genel sıralamada 33. olmasına rağmen, birtakım alt kategorilerde Türkiye’nin performansı oldukça düşüktür. Mesela şirket tasviyesinde 190 ülke arasında 120. , iş kurma kategorisinde ise 77. sırada yer almıştır.

Peki hızlı büyümüş ülkeler ile karşılaştıracak olursak Türkiye’nin zaman içindeki performansı nasıldır? Aşağıdaki grafikte İş Yapma Kolaylığı Endeksinin 2006-2020 arası değerlerini Çin, Kore, Amerika ve Türkiye için görüntüledik. Mesela Güney Kore 2006 yılında 27. sıradayken 2020 de 5. sıraya yükselmiştir. Amerika bütün bu yıllarda iş yapmanın en kolay olduğu ülkeler arasında yer almıştır. Çin ve Türkiye önemli bir ilerleme kaydedip 2020’de birbirlerine benzer bir konuma gelmişlerdir. 

Türkiye, Çin ve Güney Kore arasındaki farklılıkları daha iyi anlayabilmek için aşağıdaki grafikte endeksin bazı alt kategorilerini görüntüledik. Her ne kadar Çin ve Türkiye’nin ülkeler arası sıralaması benzer olsa da bu alt kategorilerde önemli farklılıklar dikkat çekmektedir. Mesela Çin vergi ödeme ve kredi temini kategorilerinde Türkiye’den daha kötü bir performans sergilemektedir. Buna karşılık şirket tasviyesi ve iş kurma sıralamasında Türkiye’nin performansı Çin’den oldukça düşüktür.

Son olarak aşağıdaki grafikte İş Yapma Kolaylığı endeksi (dikey eksen) ve kişi başına Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (yatay eksen) arasındaki ilişkiyi görüntülüyoruz. Her ne kadar bu grafik sadece bir korelasyonu gösteriyor olsa da, aralarındaki negatif ilişki, bu endeksin ve alt kategorilerinin büyümeye yapabileceği katkıların göz ardı edilmemesi gerektiğini düşündürmektedir.

Enflasyon

10 Ekim 2020, Ayse Ökten ve Samed Küçükikiz

Yıllardır enflasyon ile mücadele etmemize rağmen, aşağıdaki grafikten de görülebileceği gibi son 10 yılda Türkiye’de yaşanan ortalama yıllık enflasyon %9,5 ile 46 ülke arasında en yüksek seviyede seyretmiştir (son 10 yılda enflasyon verilerinde sorunlar olan Arjantin bu grubunun dışında tutulmuştur, veri).

Aşağıdaki grafikte 10 yıllık kümülatif enflasyon oranı 10 ülke için görüntülenmiştir. Bu grafiğe göre 10 yıl içinde ortalama fiyatlar Türkiye’de %154,5 Yunanistan’da ise %6,7 artış göstermiştir. Yani 2010 yılında 10 TL olan bir mal 2020 yılında Turkiye’de 25,4 TL, Yunanistanda ise sadece 10,6 TL seviyesine yükselmiştir.

Türkiye’de TUIK tarafından yayımlanan tüketici enflasyonunun hesaplanması, tipik bir hane halkının kullandığı mallardan oluşan sepetin ortalama fiyatının düzenli bir şekilde kaydedilmesi ile başlar. Bu sepetin fiyatındaki değişiklik TÜFE enflasyonunu verir. Bu sepetin içindeki ana kategoriler ve bunların ağırlıkları aşağıdaki grafikte gösterilmiştir. Bu ağırlıklar tipik bir hane halkının bütçesinde bu kategorilerin ne kadar rol aldığını göstermektedir. Bu ağırlıklar seneler arasında değişmekle birlikte genelde en büyük kategori gıda ve alkolsüz içecekler (2020 yılında %22,7), ikinci ve üçüncü büyük kategoriler ise ulaştırma (%15,6) ve konuttur (%14,3). 

Tabi ki bütün hane halkları ayni sepeti tüketmedikleri için kişilerin hissettikleri enflasyon farklı olabilmektedir. Aşağıdaki grafik son 10 yılda değişik kategorilerdeki toplam fiyat artışını sergilemektedir. Bu verilere göre mesela 10 yıl önce 100 lira olan bir ayakkabı 10 yıl sonra 210 lira olurken, lokantada verilen 100 liralık bir hesap 10 yıl sonra 310 TL olmuştur.

Ayrıca bölgeler arasında da büyük farklılıklar vardır. Mesela 2019 da en düşük enflasyon %12,4 ile Ankara’da, en yüksek enflasyon is %17,6 ile Şanlıurfa ve Diyarbakır da  gözlenmiştir. 

Aşağıdaki grafik 26 bölgedeki enflasyon farklılıklarını 2004-2020 yılları için özetlemektedir. Mesela, 2020 yılının ilk dokuz ayındaki enflasyon Marmara bölgesinde bulunan Bursa, Eskisehir, Bilecik’de %10,8, Karadeniz bölgesinde bulunan Kastamonu, Çankırı, Sinop da ise %8.4 civarında seyretmiştir. Bölgeler arası farklılıklar yıllar içinde değişmiş, kimi zaman Ege bölgesindeki bazı şehirler (2004) kimi zaman Akdeniz bölgesindeki şehirler (2016, 2018) başı çekmiştir.

Sonuç olarak, farklı hane halkları ve farklı bölgelerin maruz kaldığı enflasyon oranı zaman içinde değişken olmakla birlikte, Türkiye’nin 2004 yılından beri enflasyon ile olan mücadelede tam olarak başarılı olamadığı aşağıdaki grafikten de gözlenebilir .

Youth Unemployment

October 5, 2020, Ayse Ökten and Samed Küçükikiz

Youth unemployment rates soared in many countries during the COVID-19 pandemic. The graph below shows the unemployment rates in the U.S., the OECD area, and Turkey for 15-24 year olds (data).  Between March and April of 2020 youth unemployment rates increased from 10% to above 25% in the U.S. and from 12% to 18% in the OECD countries.  

Turkey, on the other hand, did not experience a big increase in youth unemployment during this period, perhaps due to the mitigation efforts such as the short-term work programs and firing bans. However, the level of youth unemployment in Turkey was very high even before the start of the pandemic.  The graph below shows the youth unemployment rate in several countries in 2018. Greece and Spain with almost 40% and 35% youth unemployment rates, respectively, top the list. Turkey ranks high in this list with a 20% unemployment rate.

There are several complications in examining youth unemployment in Turkey. For example, even though the birth rate has been declining since the 1990s, the number of 15-24-year-old individuals in the country has risen dramatically after 2014. This rise is likely to be due to the age composition of the Syrian refugees in Turkey. In 2020, almost 1.2 million of the 3.6 million Syrian refugees in Turkey were between ages 15 and 24 (data). 

While separating the issues related to the refugees maybe complicated, their impact might be less of a concern when we examine data on individuals with higher education. According to the first graph below, the unemployment rate of those with tertiary education has increased from 10.1% in 2012 to 13.7% in 2019. The percent of  15-24 year olds who are not at school or in the labor force also shows a significant increase in this time period, especially for those with a high school degree (HS) or more than a high school degree. 

We should note that both the number of people with tertiary education and the number of universities have been increasing in Turkey. Consequently, higher education enrollment rates (percentage of 18- to 24-year-olds enrolled as undergraduate or graduate students in colleges) have increased from 10% in 1998 to around 44% in 2019. 

Nevertheless, percent of the population with tertiary education in Turkey continues to lag behind many countries. The first graph below shows the percent of 25-34 year olds with tertiary education across many countries in 2019 (data). South Korea tops this list with almost 70% of the youth with tertiary degrees. In Turkey, on the other hand, less than 40% of the 25-34 year olds have tertiary degrees. The second graph shows the change over time in a select number of countries. While the progress in Turkey is evident (increasing from around 10% in 1990 to above 30% in 2019), there certainly is more work needed for the educational attainment in Turkey to catch up with educational attainment in the frontier countries.

COVID-19 ve Ekonomi

24 Eylül 2020, Ayse İmrohoroğlu ve Samed Küçükikiz

COVID-19 pandemisi dünyanın birçok ülkesinde ciddi can kayıplarına ve ekonomik sorunlara sebep olmuştur.  Bu sorunların boyutları ülkeler arasında büyük farklılıklar göstermektedir.

İlk grafikte virüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin ülkeler arası karşılaştırmasını sunuyoruz.  22 Eylül 2020  tarihi itibariyle Amerika’da 200807 kişi Çin’de 4737 kişi, Türkiye’de 7639 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu vefat sayılarını ülke nüfusları ile karşılaştırmak amacıyla, aşağıdaki grafikte her ülkede bir milyon kişide kaç kişinin vefat ettiğini sergiledik. Mesela Amerika’da her bir milyon nüfus başına 610 kişi vefat ederken bu sayı Türkiye için 93 kişidir. 

Aşağıdaki grafik 2020’nin ilk ve ikinci çeyreklerinde 31 ülkede GSYH’nin nasıl değiştiğini sergilemektedir. COVID-19 ilk çeyrekte bu gruptaki ülkelerin hemen hemen yarısında ekonomik daralmaya sebep olurken ikinci yarıda Çin hariç bütün ülkelerde ekonomik sıkıntılar gözlenmiştir. İkinci çeyrek itibariyle bu ülkeler arasında en büyük düşüş %22 ile İspanya’da gözlenmiştir. İngiltere, Fransa, Meksika, İtalya gibi ülkelerde GSYH %15 üstü düşüş gösterirken, Türkiye’de %9 düşüş yaşanmıştır.  Bu ülkeler arasında, ilk çeyrekte %6,8 daralma yaşayan Çin, ikinci çeyrekte pozitif büyüme göstermiştir. (Kullandığımız veriler OECD den alınmıştır. Burada Türkiye’nin 2020 ikinci çeyrek büyüme oranı -9,0 olarak verilmiştir. Ama TÜIK verilerine göre bu dönemdeki daralma %9,9 olmuştur).

Türkiye’deki GSYH (Y) değişiminin tüketim (C), yatırım (I), ve devlet harcamaları (G) kategorilerine nasıl yansıdığını görmek amacıyla aşağıda iki grafik sunulmuştur. Bunlardan ilki 2019-2020 ikinci çeyrekleri arasındaki değişimi göstermektedir. 2019 yılının da bir kriz yılı olduğunu göz önüne alarak, aynı verileri 2018-2020 ikinci çeyreği için de tekrarlıyoruz. Her iki grafikte Türkiye ve Amerika özetleri bulunuyor. Her iki ülke 2020 ikinci çeyrekte daralma yaşarken aradaki en büyük farklıklar yatırım ve devlet harcamaları kalemlerinde görülüyor.

2018-2020 karşılaştırmasına baktığımızda, GSYH’nin Türkiye de %11,4, Amerika da %7,2  düştüğünü, yatırımın Türkiye de çok ciddi bir düşüş gösterdiğinin (%25,6) ve devlet harcamalarında Amerika’da %5,0, Türkiye’de %2,5 artış olduğunu gözlüyoruz.

2019 ikince çeyreğe nispetle, 2020 ikinci çeyrekte GSYH Türkiye’de %9,9, Amerika’da %9,1 düşüş gösteriyor. Bu dönemdeki devlet harcamaları Türkiye’de düşerken, Amerika’da %2,4 artıyor.  

Farklı ülkelerin bu süreçte hem sağlık hem ekonomi konusunda yaşadıkları tecrübeleri ise aşağıdaki grafikten görebiliriz. Bu grafikte dikey eksen 1 milyon nüfusta kaç kişinin Covid-19 yüzünden hayatını kaybettiğini, yatay eksen ise ikinci çeyrekteki daralmayı göstermektedir. GSYH verisi ikinci çeyrek için olduğundan COVID vefatları için de 30 Haziran tarihi kullanılmıştır. Bu grafikten bazı ülkelerin pandemiyi kontrol altına alırken düşük ekonomik hasar gördüğünü, bazı ülkelerin ise hem ekonomik hem insan kaybı konusunda çok zarar aldıklarını görüyoruz.  

Bu grupta Haziran 2020 itibariyle, hem sağlık konusunda başarılı hem de ekonomi açısından en az zarar gören ülkeler arasında Güney Kore ve Çin  (sırasıyla  bir milyonda 5,5  ve 3,2 vefat; %-2,7 ve %3,2 GSYH değişimi), pandemiyi en ağır yaşayan ülkeler arasında da İspanya  ve İngiltere’yi  (sırasıyla bir milyonda 604,1 ve 605,2 vefat;  -22 ve -21,7 ekonomik daralma) örnek verebiliriz. Türkiye’nin bu dönemdeki performansı bir milyonda 62,3 vefat ve %9 ekonomik daralmayla bu grubun ortalarında yer almaktadır.

Labor Force Demographics

September 13, 2020, Ayse İmrohoroğlu and Samed Küçükikiz with thanks to Gönül Sengül

In our previous post we discussed how the official unemployment and employment rates are likely to be biased during the COVID-19 pandemic. The biases arise due to measures such as the short-time work allowance, where the government provided additional income support to compensate for the wage loss due to reduced hours by firms to a large number of workers. So, workers who were practically unemployed showed up as employed in official statistics. With this caveat in mind, we want to go back to the official numbers to examine the differences in the labor force experiences of different groups in the economy. All the data are from TURKSTAT.

In the following graphs we show monthly employment data for 2018, 2019, and 2020 in three different sectors. Given the complications with seasonal adjustment methods during unusal years like 2020 we are showing not seasonally adjusted data. After what seems to be a good start in January 2020, especially in the service and industrial (mining+manufacturing+electricity, gas) sectors, large declines in employment took place with the start of COVID-19. By June 2020, the number of people employed in all three sectors remain below their 2019 levels, a recession year, as well as their 2018 levels. 

The following two graphs display year over year changes in employment by gender. Female employment, which was growing at higher rates than male employment since 2015, shrunk by about 8.7% between June 2019 and June 2020. Male employment growth in the same period was -6.1%. Most of the differences between male and female workers during this period were due to the agricultural sector. In the non-agricultural sector, declines in male and female employment were similar, 7.6% and 6.7% respectively.

Young workers (ages 15-24) meanwhile suffered larger losses, with a 17.4% decline in employment between June 2019 and June 2020 as opposed to the 5.2% decline for those over 24.

Changes in employment during the pandemic differed substantially across different education groups. In the following graph the horizontal axis shows 4 different education levels: Illiterate; less than high school; high school+vocational high school; and more than high school. By June 2020 (compared to June 2019), the decline in employment was larger in lower education categories. 

In June 2020 (relative to June 2019), the number of employed people with higher than high school education actually increased. This increase was larger for women (4.2%) compared to men (2.7%).  However, in the lower education categories (less than HS and HS) female employment declined more than male employment. For example, for those with only a high school degree, female employment declined by 10.8% while male employment declined by 4.5%. In the lowest education category male employment declined by 29% and female employment by 21%.

Meanwhile, many workers responded to the labor market conditions by withdrawing from the labor force. In January 2019, there were 61 million working age people (+15 years old) in Turkey. Of this total about 31.8 million were in the labor force and 29.2 million not in the labor force. By June 2020, number of people not in the labor force had increased to about 31.9 million. There is a variety of reasons for not participating in the labor force where the largest two categories are housework (housewife – 10.1 million) and education (4.4 million). Another important category is the number of individuals not looking for work but available to start (discouraged+other), which was 2.3 million people in 2019. By June 2020, the number of people in this category had increased to 4.6 million. Below graph shows the increase in the number individuals in this category during the 2018-2019 recession (October 2018- June 2019) and during the COVID-19 pandemic (March 2020-June 2020).

We would like to conclude with the time series path of employment by gender in different education categories over the years. Some observations are worth summarizing:

  • Between 2014 and 2019 the number of employed individuals in the illiterate category declined by 184 thousand people. Majority of the decline was due to the decline in the number of illiterate female workers.  
  • During the same period, employment of those with more than a high school degree increased by 2.0 million (from 5,085,000 to 7,104,000). The increase was more or less equally distributed between men and women (1.1 million men and 915 thousand women).
  • Except for the illiterate category, the employment gap between men and women remained almost the same over these years.

Who cares about the unemployment rate?

September 4, 2020, Ayse İmrohoroğlu ve Samed Küçükikiz

Unemployment rates have become an incomplete measure of the health of an economy during the COVID-19 pandemic. In the following two graphs we summarize the time path of the GDP index (normalized to 100 in 2015) for Turkey, Germany and the U.S. and their unemployment rates. Sharp declines in output in 2020 are evident for all three countries. In fact, between the second quarter of 2019 and the second quarter of 2020, output declined by 11.3% in Germany, 9.9% in Turkey, and 9.1% in the U.S. Meanwhile, the unemployment rate graph tells a very different story. In the U.S., while the unemployment rate almost triples during the same period, it hardly changes in Germany and Turkey. A big reason for the varied response in unemployment rates across countries is due to the differences in polices enacted during the pandemic in different countries. While the U.S. relied mostly on providing additional unemployment insurance to those who lost their jobs, many European countries as well as Germany and Turkey have provided subsidies to companies to maintain their workforces in short term work schemes. 

During the pandemic, Turkey enacted several measures including unpaid leave, ban on layoffs, cash payments as well as a short-time work allowance (SWA). SWA, that provides additional income support to compensate for the wage loss due to reduced hours by firms, is the largest component of these measures. Between April and July in 2020, 3.2 to 1.7 million workers, respectively, were covered by SWA. Similar measures are used by many other countries. In Germany, about half a million businesses have implemented SWA. We used the following links for the data on SWAs in Turkey and Germany (Note: Column D of Tab-04 in the excel sheet for August 2020).  IMF provides a summary of measures used across countries.

The following graph displays the number of workers receiving short-time allowance in Germany and Turkey in the first seven months of 2020. In Germany in April 2020, the number of workers covered under SWA had reached over 8 million people. In Turkey, more that 3 million workers received SWA support in April. By July the number of people covered under SWA declined to about 254 thousand people in Germany while they remain to be high in Turkey. 

In the following two graphs we provide an estimate for the unemployment rate and the employment rate where we classify all workers covered by SWA as unemployed (dotted lines indicate the SWA correction). This correction increases the unemployment rate from 4.3% in April 2020 to 22.5% in Germany and from 12.8% to 23.9% in Turkey. Similarly April employment numbers decrease from 42,090 million to 34,065 million in Germany and from 25,614 million to 22,370 million in Turkey. 

Given that only the workers in the formal sector are able to benefit from measures such as SWA, we are likely to see big differences in the labor market response across these sectors. Indeed, there are marked differences in the decline in the number of people employed in the formal and informal sectors during the pandemic. In December 2019, of the 23,088 million workers (not including those in the agricultural sector) in Turkey, 5,061 million were in the informal sector and 18,027 million in the formal sector. By May 2020, employment had declined by 3.8% in the formal sector and by 27.8% in the informal sector. 

Overall, reported unemployment or employment rates have not been a useful description of the labor market conditions during the pandemic in many counties. Correcting for only one of the measures taken during this time by classifying the workers covered by the short-term work allowance as unemployed generates significantly higher unemployment rates for Turkey and Germany. Of course, more careful analysis should be done to correctly classify different workers into the right categories.

Merkezi Yönetim Borçları

28 Ağustos, 2020, Ayse İmrohoroğlu ve Samed Küçükikiz

Merkezi yönetim bütçe dengesinin açık verdiği her dönemde bu açığı kapatmak için çeşitli finansman araçları kullanılmıştır. Bu süreçte oluşan borç stokunun detaylarını inceleyeceğiz. 

Merkezi yönetim borçları toplam kamu borçları içindeki en büyük kategoridir. Onun dışında kamu borç toplamında yerel yönetimlerin, KİT’lerin, Fonların, Döner Sermayelerin ve Sosyal güvenlik kurumlarının borçları da yer almaktadır. Bütçe açıklarının finansmanı hem TL hem dolar bazında olup hem Türkiye hane halklarından hem de dışarıdan borçlanma ile gerçekleşmektedir. Ayrıca hem brüt hem de net olarak açıklanmaktadır. Aşağıdaki tablo 2009 ve 2019 için kamu net borç stoku detaylarını sunmaktadır. 

Net varlıkların değerlendirmesindeki güçlükleri, verilerin güncelliğini ve detayını göz önüne alarak, yazımızın devamında merkezi yönetim brüt borçların detaylarını sunacağız (Kaynak: Merkezi Yönetim Borç İstatistikleri- Döviz ve Faiz Yapısı). Daha önce de belirttiğimiz gibi merkezi yönetim borçları kamu borclarinin en büyük kategorisidir. Mesela 2019 yılında 1 milyar 444 milyon lira (GSYH’nin 33.7%) olan kamu kesimi brüt borç stokunun 1 milyar 329 milyonu (GSYH’nin 31.1%) merkezi borç stokundan oluşmaktadır.

Aşağıdaki grafikler ile merkezi yönetim brüt borç stokunun zaman içindeki gelişmesini 2020 yılının Temmuz ayına kadar TL bazında ve 2020 yılının ilk çeyreğine kadar GSYH’ya oran olarak izleyebiliriz. 

Bu verilere göre, Merkezi yönetim brüt borcu 2020’nin Temmuz ayında 1 trilyon 720 milyar TL olmuştur. Bu toplamın yaklaşık %60’ı iç borçlanma, %40’ı da dış borçlanma ile sağlanmıştır. Toplam borcun GSYH’ya oranı 2014 yılından beri %30 civarında seyretmiştir. 2020 pandemi sürecinin başlangıcı bu oranın artacağına dair işaretler vermektedir. Mesela Temmuz 2020 de toplam borç 2019 Temmuz ayına göre %41.5 artmıştır. 

Borçların TL ve döviz dağılımını daha yakından anlamak için aşağıda iki grafik sunuyoruz. İlk grafikte Merkezi Yönetimin TL ve döviz borç stoku, ikinci grafikten ise döviz borcunun kimler tarafından tutulduğu anlaşılmaktadır. İlk grafiğe göre 2019 yılından itibaren döviz cinsi borç stoku 891.7 milyar TL ile TL bazında olan borç stokunu (829.2 milyar TL) geçmiştir. Bu grafikteki döviz borcu hem yurt içinden hem de yurt dışından alınmış borçların toplamıdır. Belirtilmesi gereken ilginç bir gelişme 2019’dan itibaren döviz cinsinden yapılan borçlanmanın çoğunun iç piyasa tarafından karşılanmış olmasıdır. Temmuz 2020 de 130 milyar dolara ulaşan Merkezi yönetimin döviz bazındaki borcunun 32 milyar doları iç piyasadan karşılanmıştır. Bütün bu gelişmeler sonucu merkezi yönetim döviz borcu zaman içinde toplam borçların %50’sini aşmıştır.

Türkiye kamu borcunu daha genel anlamlı değerlendirebilmek açısından IMF tarafından yayımlanan ülkeler arası karşılaştırmayı aşağıdaki iki grafikte sunuyoruz. Türkiye’de 2014 yılından beri GSYH’nin %30’u civarında seyretmekte olan kamu borcu 2019 yılında 33.1% olurken, seçilmiş gelişmiş ülkelerde bu oran %82; gelişmekte olan ülkelerde ise %49 civarında gözlemlenmiştir.

2020 yılının ilk çeyreğinde gelişen ülkelerin yerli para ve yabancı para bazındaki borç stokları asağıdaki iki grafikte sunulmuştur (Kaynak: IIF). Bu grafiklerden çıkan bir sonuç Türkiye’nin kamu borcunun GSYH’ye oranının bir çok ülke ile karşılaştırıldığında düşük olmasına rağmen, kamu döviz borç oranının yüksek olduğudur. Daha önceki verilerden öğrendiğimiz bir detayı burada baştan hatırlatmak önemli olabilir. 2020’nin ilk çeyreğinde Türkiye’de kamunun 130.2 milyar dolar olan döviz borcunun yaklaşık %25’i iç piyasadan sağlanmaktadır.