2021 Enflasyon

COVID-19 sonrası, dünyanın birçok ülkesinde enflasyonda artış görülmeye başlamıştır. Mesela Amerika’da 2019-2020 döneminde %2-%2.5 civarında seyreden enflasyon, Temmuz 2021’de %5’in üstüne çıkmıştır. İngiltere’de ise pandeminin ilk aylarında düşüş gösterip, 2021 Temmuz ayında pandemi öncesi seviyesine ulaşmıştır.

Diğer ülkelerdeki bu gelişmelerle karşılaştıracak olursak, Türkiye’deki enflasyon oranının dünyadaki birçok ülkeye göre çok yüksek seviyede olduğunu gözleyebiliriz.

Faizler ile enflasyon arasındaki farka bakacak olursak, ex post reel faiz oranının (kabaca “’Merkez Bankası politika faiz oranı – enflasyon oranı’ kullandık bu tanım icin) ne kadar oynak bir yapıya sahip olduğunu aşağıdaki grafikten gözleyebiliriz. En son Ağustos ayında açıklanan enflasyon oranı MB faiz oranın üstünde olup bu farkın negatif olmasına sebep olmuştur. (BIS veri setinde ülke sayısının fazla olduğu dönemler tercih edilmiştir.)

Dünyadaki birçok ülke ile karşılaştırdığımızda Türkiye’de  meydana gelen ex post reel faizin Haziran 2020’de birçok ülke arasında en düşük seviyede, 2021 Haziran  ayında ise yüksek seviyede olduğunu görebiliriz.  

Faiz ve enflasyon oranlarındaki bu dalgalanmalar, büyük ihtimal ile enflasyon beklentilerini ve döviz  kurlarını da etkilemeye devam edecektir. Buna ek olaraktan beklentilerin de enflasyon dalgalanmalarına neden olduğunu söyleyebiliriz.  

Aşağıdaki grafikten de görülebileceği gibi Türk lirasında 2020’den beri devam eden değer kaybı ve oynaklık birçok gelişmekte olan ülkede gözlenmemektedir. (Gelişmekte olan ülkeler: Brezilya, Şili, Macaristan, Endonezya, Hindistan, Polonya, Romanya, Rusya, Tayland, Güney Afrika)

İşgücü Piyasalarındaki Bölgesel Farklılıklar

16 Ağustos 2021, Ayse Ökten ve Samed Küçükikiz

Türkiye’nin değişik bölgeleri arasında işgücüne katılım, işsizlik ve istihdam oranlarında ciddi farklılıklar mevcuttur. Aşağıdaki grafiklerde kadın ve erkeklerin işgücüne katılım oranları  Türkiye’nin 7 bölgesinde 2014-2020 yılları için sergilenmiştir. 2020’de erkeklerde işgücüne katılımın en düşük olduğu 3 bölge; Güneydoğu Anadolu, Karadeniz, ve Doğu Anadolu. Kadınlarda ise Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu, ve İç Anadolu  bölgesi işgücüne katılımın görece düşük olduğu bölgelerdir. Ayrıca zaman içinde bazı değişiklikler olmasına rağmen bölgeler arası farklılıklarda fazla bir değişiklik gözlenmemektedir. 

İşgücüne katılımda kadın erkek farklılıklarını daha iyi anlamak açısından 2019 ve 2020 yılları için detaylı grafikleri aşağıda sunuyoruz. Her iki yılda da Karadeniz cinsiyetler arası farklıkların en düşük olduğu, Güneydoğu Anadolu ise en fazla olduğu bölgeler olarak gözüküyorlar. Mesela 2019’da Karadeniz’de erkeklerin işgücüne katılımı kadınlardan %29 daha yüksek iken Güneydoğu Anadolu’da %46 daha yüksektir. 

İşsizlik oranlarına baktığımız zaman Güneydoğu Anadolu’nun hem kadınlar hem erkekler için en yüksek, Karadeniz’in ise en düşük işsizlik oranlarının görüldüğü bölgeler olduğunu; Doğu Anadolu’da 2015’den beri işsizlik oranında ciddi artışlar olduğunu gözlemliyoruz. 

Sektörel Verimlilik

22 Temmuz 2021, Ayse Ökten ve Samed Küçükikiz

1990’lardan beri Türkiye’de sektörler bazında üretkenliğin nasıl seyretmiş olduğunu merak ettik.  Aşağıdaki grafiklerde her sektör için 1990 yılındaki verimliliklerini (toplam üretim/çalışan kişi sayısı) sıfıra eşitleyerek zaman içindeki değişimlerini sergiledik. İlk grafikte artış kaydeden sektörler, ikincisinde ise durgun ya da düşüş görülen sektörleri sergiliyoruz.  Bu verilere göre, mesela finans sektöründe 1990- 2018 yılları arasında %179 oranında bir artış olduğunu görüyoruz. Bu artışı, ulaşım %122; imalat %116; tarım %106 ve inşaat sektörü ise %94 ile takip etmektedir. İkinci grafikte ise %83 düşüşle gayrimenkul sektörü dikkat çekerken, Kamu-Eğitim-Sağlık sektöründe %5 düşüş yaşanmıştır. Buna ek olarak Parekende-Konaklama-Yiyecek (P-K-Y) ve Bilgi, İletişim-Mesleki, idari ve destek hizmetlerinde artış sınırlı olmuştur. Bu sektörlerde verimlik artışı sadece  %18 ve %7 olmuştur. 

Zaman içindeki bu gelişmeleri başka ülkeler ile karşılaştırmak açısından aşağıda imalat sanayi, inşaat ve tarım sektörü için grafikler sunuyoruz. Mesela 1990-2018 yılları arasında Türkiye’de sanayi sektöründeki verimlilik artışı %116 iken, Çin’de %932; Güney Kore’de %493; Hindistan’da ise %364 seviyelerinde olmuştur. Brezilya ve Meksika’da ise sadece %34 ve %19 verimlilik artışı yaşanmıştır.

Türkiye inşaat sektöründe %94’lük verimlilik artışı ile Çin ile benzer bir seviyede olup, diğer bütün ülkelerin üstünde seyrederken, tarım sektöründeki verimlilik artışı birçok ülkenin altında kalmıştır. 

Ülkeler arası karşılaştırmalar Türkiye’de büyüme göstermiş olmasına rağmen dünya standartlarında yetersiz kalan sektörlerin anlaşılmasına yardımcı olabilir. Mesela Türkiye’de en hızlı büyüyen sektörlerden birisi olan imalat sanayinin büyümesinin karşılaştırma yaptığımız birçok ülkeden daha düşük olması dikkat çeken unsurlardan birisidir. 

1950’den beri Türkiye Ekonomisi

11 Temmuz 2021, Ayse Ökten ve Samed Küçükikiz

Ülkelerin uzun dönemli ekonomik büyüme performanslarını değerlendirmenin bir yolu Solow büyüme modelinin öngördüğü büyümeyi yakalayıp yakalayamadıklarını inceleyerek yapılabilir. Bu modelin en önemli bulgularından bir tanesi fiziksel sermayesi ve geliri düşük ülkelerin zaman içinde hızlı büyüyerek zengin ülkeler seviyesine yaklaşmaları gerektiğidir. Bunun sebebi sermaye stoku düşük olan ülkelerde yapılan yatırımların üretime katkısının yüksek olması, sermaye stoku artmaya devem ettikçe ise büyümeye olan katkısının düşmesidir. Azalan verimlilikler kanununu olarak adlandırılan bu olguyu şöyle düşünebiliriz: mesela ilk inşa edilen yollar, köprüler, limanlar ülkenin üretimine büyük katkı sağlayacaklardır. Ama bir noktadan sonra daha fazla yol ya da köprünün üretkenliğe etkisi yavaşlayacaktır. 

Bu modelden çıkan yakınsama hipotezine göre, fakir ülkeler zaman içinde zengin ülkelerin kişi başına gelir seviyesine yaklaşmalıdır. Tabi bu teorinin arkasında birçok varsayım vardır ve bu hipotez verilere bakıldığında çok da başarılı görülmemektedir. Buna rağmen Türkiye’nin uzun dönemdeki ekonomik büyümesini bu model çerçevesinde anlamaya çalışmak ilginç birtakım gözlemlere yol açmaktadır.

Bu hipotezi uygulamak açısından ilk olarak İspanya ve Yunanistan’ın zaman içinde İngiltere ekonomisine yaklaşıp yaklaşmadıklarına bakacağız. 1951 yılında İspanya ve Yunanistan’ın kişi başına gelirleri İngiltere’nin yarısından az bir seviyededir. Solow modeline göre bu iki ülkenin zaman içinde İngiltere’den daha hızlı büyüyüp kişi başı gelirlerinde İngiltere’ye benzer bir seviyeye gelmeleri gerekmektedir.  

Aşağıdaki grafikte bu iki ülkenin 1950-1975 döneminde bu hipoteze uygun bir biçimde İngiltere ile olan farklarını kapattıklarını görüyoruz. 1980 sonrası İspanya’nin performansı İngiltere’ye göre yatay bir seyir izlemiş, Yunanistan’da ise kişi başı gelir seviyesinde İngiltere’ye nispeten düşüş yaşanmıştır.

Bu karşılaştırmaya Türkiye eklendiğinde ortaya çıkan görüntü Türkiye’nin 1950’lerde İspanya ve Yunanistan’a benzer bir seviyede başlamış olması ama çok uzun yıllar performansının bu iki ülkeyi ya da İngiltere’yi yakalamaya yaklaşmadığı yönündedir, mesela 1975 yılında İspanya ve Yunanistan’da kişi başına gelir sırasıyla İngiltere’nin %98 ve %93’üne ulaşmışken, Türkiye’de halen %43 civarında seyretmektedir. Yakınsama hipotezine benzer büyüme 2000 yılından itibaren gözlenmeye başlamış olup 2019 yılında kişi başı gelir İngiltere’nin %60’ına ulaşmıştır. 

Bu dönemde oldukça kötü bir performans gösteren Arjantin ve Brezilya’nın grafiklerine bakacak olursak Arjantin’in 1950’lerde İngiltere ile benzer bir seviyeden başlayıp gittikçe kötüleştiğini, Brezilya’nın ise kayda değer bir gelişme kaydetmediğini söyleyebiliriz. 

Aynı dönemde Güney Kore’nin performansı ise yakınsama hipotezinin başarılı örneklerinden birisi olarak verilebilir. 1953’te kişi başı gelir seviyesi İngiltere’nin %11’i olan Güney Kore hızla arayı kapatıp 2019 yılında İngiltere’nin %95’i seviyesine ulaşmış bulunmaktadır. 

Bu tür karşılaştırmalarda ilk akla gelen sorulardan birisi acaba Güney Kore ne tür politikalar ile bu başarıyı yakaladı olabilir. Ama Solow büyüme modelinin öğretisine göre esas soru, başarısız olan ülkelerin neleri yanlış yaptığı olmalıdır. Birçok teorinin üstünde durduğu, sürdürülebilir büyüme için gerekli olarak sıralanan faktörler arasında, ülkedeki makroekonomik koşullar (düşük enflasyon, stabil kur hareketleri, düzenli bir devlet bütçesi); stabil bir politik ortam, rekabete ve dış ticarete açık bir ortam; iyi bir eğitim seviyesi önemli bir yer almaktadır. Dolayısı ile bir ülkenin neden yakınsama hipotezinin aksine bir performans gösterdiğini anlamak için neleri yanlış yaptıklarını irdelemek gerekir. 

Sektörler

1 Temmuz 2021, Ayse Ökten ve Samed Küçükikiz

2020 yılında Türkiye’de GSYH %1.8 oranında büyüme göstermiştir. Bu dönemde imalat sanayi %2.1 büyürken, inşaat sektörü %3.5, perakende-konaklama ve ulaşım sektörleri (P-K-U) %4.3 daralmıştır. Bütün bu sektörlerin 2001 ve 2009 krizlerinde daha derin yaralara uğradığı aşağıdaki grafikte aşikârdır. 

Aşağıdaki grafiklerde imalat, inşaat, P-K-U sektörlerin GSYH’dan aldıkları payları zaman içindeki gelişimini sergiliyoruz. Kayda değer gözlemler arasında imalat sektöründe 1998-2010 yılları arasında gözlenen düşüşün, inşaat sektöründe ise 2001’den beri süregelen artışın tersine dönmüş olması gösterilebilir.

Bu sektörlerdeki şirketlerin büyüklüklerine göre karlılık oranlarına bakacak olursak, 2019 yılında imalat sanayisinde büyük şirketlerin (250 kişiden fazla çalışanı olan) karlılık oranının satışlarının %5.4’üne kadar yükseldiğini, orta ve küçük şirketlerin karlılık oranının %3.5 ve %2.3 civarında seyrettiğini görüyoruz. İnşaat sektöründe karlılık oranlarının %4-%6 civarlarında başlayıp 2009 dan beri düştüğünü, Konaklama-Yiyecek sektöründe ise karlılık oranlarının genelde çok düşük olduğunu ve çoğu zaman ettiklerini gözlüyoruz.

Bu sektörlerin faiz giderlerinin net satışlarına oranları ve zaman içindeki değişimleri aşağıdaki grafiklerden izlenilebilir. Mesela büyük boy işletmeler için 2016 yılında satışlarında düşüş yaşayan konaklama ve yiyecek sektöründe faiz giderleri net satışlarının %13.4’üne kadar çıkmıştır. Özellikle son yıllarda büyük inşaat şirketlerinin faiz giderlerinin satışlar içindeki payında önemli artışlar gözlenmektedir. Orta boy işletmelere bakacak olursak üç sektör içinde faiz giderlerinin satışlardaki payında yukarı yönlü bir trend gözükmektedir.

Kadın işgücü

20 Haziran 2021, Ayse Ökten ve Samed Küçükikiz

Türkiye’nin uzun dönemde büyümesine katkı yapabilecek önemli unsurlardan birisi kadınların işgücüne katılımındaki artış olacaktır. Aşağıdaki grafikten de görülebileceği gibi 2018 yılında Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı %38 ile 29 ülkeden çok daha düşük bir seviyededir. 

Zaman içindeki değişime bakacak olursak, aslında Türkiye’de bir ilerleme kaydedildiğini, kadın işgücüne katilim oranının 2006’da %24’den 2019 son çeyreğinde %37.9’a çıktığını, ama buna rağmen 1990’dan beri sadece Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinden daha yüksek olduğunu görüyoruz (Veri).

Fakat COVID-19 pandemisi ile birlikte birçok ülkede olduğu gibi kadın işgücüne katılım oranında düşüş yaşanmış olup 2020 4. Çeyreğinde %34.5 olarak kaydedilmiştir. Benzer kayıplar Türkiye’de erkek işgücüne katılımda da yaşanmıştır (Veri).

Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranının bu kadar düşük olmasının eğitim, din, tarım sektörünün önemi ve zaman içindeki değişimi, gibi faktörleri kapsayan birçok sebebi olabilir. Bu konuda araştırma yapan pek çok akademisyen bulunmaktadır. Bu sebeplerden bir tanesini biraz daha irdelemek açısından aşağıdaki grafikte kadın işgücüne katılım oranlarını değişik eğitim seviyeleri için görüntülüyoruz. 

Türkiye’de 2014 yılında yükseköğretim mezunu kadınların işgücüne katılım oranı %71.1, Amerika (%70.3), İspanya (%81.2),  Almanya (%74.4) ve İtalya’dan (%72.4) çok farklı değildir. Buna karşılık sadece lise derecesi olan kadınların işgücüne katılım oranı (%35) ile bu ülkelerin epey gerisinde seyretmektedir (Veri).

Türkiye’de kadınların eğitim seviyesini bu ülkelerle karşılaştırmak amacı ile aşağıdaki grafiklerde kadın nüfusunun eğitim seviyelerine göre dağılımını sergiliyoruz. Bu bilgilere göre, Türkiye’deki 15 yaşın üstündeki kadın nüfusunun sadece %10.6’sı yükseköğretim mezunu, %14.4’ü lise mezunu ve %25.3 ise eğitimsiz gözükmektedir. Amerika da ise kadın nüfusunun %38.9’u yükseköğretim mezunu, %55’i lise mezunu gözükmektedir(Veri).

Geleceğe yönelik çok basit şöyle bir hesap yapabiliriz. Eğer Türkiye’deki kadınların eğitim düzeyi Amerika seviyesine ulaşırsa ama bu grupların işgücüne katılım oranı yine 2014’deki seviyesinde devam ederse kadınların toplam işgücüne katılım oranı ne olur? Böyle bir varsayım altında Türkiye’de kadınların işgücüne katılma oranı %30’dan %48’e çıkmaktadır. 

Gelecek kuşakların eğitim seviyesini öngörebilmek açısından aşağıdaki grafikte 15 yaş üstü kadınların eğitim seviyesi ile sadece 25-34 yaş arası kadınların eğitim seviyesini sergiliyoruz. Bu bilgilere göre yeni kuşakların eğitim seviyesi şu andaki seviyenin oldukça üstünde seyretmektedir. Mesela 25-34 yaş arasındakilerin yükseköğretim oranı (%22.5) 15+ nüfusun yükseköğretim oranının (%10.6) iki mislinden fazladır.

Her ne kadar bu hesaplar oldukça basit varsayımlar ile yapılmış olsa bile, bu bakış açısı ileriki yıllarda kadınların işgücüne katılım oranının kaçınılmaz bir şekilde artacağını düşündürmektedir.

2021 1. çeyrek Büyüme

3 Haziran 2021, Ayse Ökten ve Samed Küçükikiz

Türkiye’de son açıklanan bilgilere göre GSYH 2021’in birinci çeyreğinde %7 büyümüştür.  Bu büyümenin sektörlere dağılımını aşağıdaki grafikte sunuyoruz. Sektörlerin hepsi büyümeye olumlu katkı yaparken, en büyük katkı sırasıyla %2.3 ile Sanayiden, %1.4 ile Parekende-Konaklama-Ulaştırma’dan ve %0.6 ile Bilgi- İletişimden gelmektedir.  

Türkiye’nin 2021 1. Çeyrek büyümesi aşağıdaki grafikten de görülebileceği gibi birçok ülkenin üstünde seyretmiştir. 

COVID pandemisinin yarattığı ekonomik krizi diğer krizler ile karşılaştırmak amacı ile aşağıdaki grafiklerde her kriz öncesi verilerini sıfır olarak sabitleyerek, krizin seyrettiği dönem içinde GSYH’nin nasıl değiştiğini sergiliyoruz. Mesela 2009 krizinin ikinci çeyreğinde GSYH %7 düşmüş ve kriz öncesi seviyeye gelmesi 5 çeyrek sürmüştür. 2018-2019 krizinde GSYH’nin kriz öncesi seviyeye gelmesi yaklaşık 3 çeyrek sürmüştür. COVID pandemisinin ilk çeyreğinde GSYH %10.9  düşmüş, 6 ay içinde kriz öncesi seviyeye ulaşmıştır. 

Ülkeler arası karşılaştırma yapmak açısından aynı metodu 2009 ve COVID krizini yaşamış dört ülke için sergiliyoruz. 

Bu bilgilere göre Amerika ve Şili’de  GSYH’nin pandemi öncesi seviyesine gelmesi için 4 çeyrek (yani bir yıl), Güney Kore’de ise 3 çeyrek geçmiştir. İngiltere’de ise GSYH 2021’nin ilk çeyreğinde pandemi öncesi seviyesinin %6 altındadır. 

İstihdamdaki değişikliklere bakacak olursak, Türkiye’de istihdamın COVID pandemisi ve daha öncesinde 2018-2019 krizinde ciddi kayıplar ile karşılaştığını görüyoruz. Aşağıdaki grafik 2018-2019 krizinden 1 sene 3 ay sonra bile istihdamın başlangıç seviyesinin %2 altında olduğunu göstermektedir. COVID krizinde ise istihdam kriz başındaki seviyesine yaklaşık 12 ayda erişmiş gözükmektedir. 

İstihdamın 2018-2019 krizinden çıkmadan COVID krizine girdiğini göz önüne alacak olursak, daha sağlıklı bir karşılaştırmanın 2021’in ilk çeyreği ile 2018 kriz öncesi dönemi arasında olacağı söylenebilir. Aşağıdaki grafikte bu egzersizi yapıyoruz. 2018’in üçüncü çeyreğini başlangıç noktası olarak alıp 2021’in ilk çeyreğine kadar istihdamın nasıl değiştiğini görüntülüyoruz. Bu grafik Türkiye’de istihdamın halen 2018 üçüncü çeyreğindeki seviyeye ulaşamadığını açık olarak göstermektedir. 

İstihdamsız büyüme olarak nitelendirilen bu olgunun son krizlerde birçok ülkede değişik oranlarda gözlemlendiğini aşağıdaki grafikler sergilemektedir. Mesela, Covid krizinden bir yıl 3 ay sonra Amerika’da istihdam kriz öncesi döneme göre %4.6, Güney Kore’de %1.4 ,İngiltere’de %1.6, Şili’de %8.8 daha düşük seviyede kalmıştır. 

2020 Büyüme

28 Mayıs 2021, Ayse Ökten ve Samed Küçükikiz

2020 Pandemisi dünyanın birçok ülkesinde GSYH’da daralmaya sebep olurken Türkiye’de %1.8 büyüme gözlenmiştir.

Bu büyümenin sektörlere dağılımını aşağıdaki grafikte görüntülüyoruz. Bu dönemde tarım sektörü %0.3, sanayi %0.4 ile büyümeye pozitif, inşaat sektörü ise eksi %0.2 ile negatif katkı yapmıştır. Hizmet sektörü genelde %0.6 katkı yapmış, alt kategorilerinde ise en yüksek katkı %0.9 ile finans ve sigorta sektöründen gelmiştir. Yani 2020 de GSYH’daki toplam %1.8 büyümenin ciddi bir kısmı finans sektöründeki büyümeden kaynaklanmaktadır. 

Türkiye’de geçmişte yaşanan krizlerin birçoğunda finans sektöründe büyüme gözlendiğini aşağıdaki grafikte daha iyi görebiliriz. Mesela 2001 krizinde GSYH %5.8 küçülürken finans sektöründeki büyüme %0,3 ile pozitif katkı yapmıştır. 2009 krizinde benzer bir şekilde GSYH -%4.3 değişirken, finans sektörünün katkısı %0.8 olmuştur. 

Finans sektöründeki büyüme Türkiye’ye özgü olmamakla birlikte 2020 de Türkiye’de büyümeye katkısının diğer ülkelerden çok fazla olduğunu OECD’nin tahminlerini de içeren aşağıdaki grafikten görebiliriz.

Finans sektöründeki büyümenin ana kaynağı bankalar tarafından verilen kredilerdeki artıştır. Kredi genişlemesi krizle mücadelede kullanılan bir araç olmakla birlikte 2020 Pandemisinde Türkiye’nin bu aracı diğer birçok ülkeye göre çok daha yoğun kullandığını söyleyebiliriz. Aşağıdaki grafikte 2019 4. Çeyrek’den 2020 3. Çeyreğe Kredi değişimini GSYH’ya oran olarak sergilemekteyiz.

Kredi genişlemesi ile yakalanan büyüme sürdürülebilir olamayacağı için çok uzun dönemli olması da beklenmeyen bir büyümedir. 

Sürdürülebilir Büyüme II

12 Mayıs 2021, Ayse Ökten ve Samed Küçükikiz

Dünya Ekonomik Forumu yayımladıkları Küresel Rekabetçilik Endeksini tanımlarken ekonomik araştırmalar sonucunda Toplam Faktör Verimliliği (TFV) artışına katkıda bulunduğu düşünülen bileşimleri seçtiklerini belirtmektedir. Bu blogda sürdürülebilir büyüme için çok önemli rol oynayan bu bileşimleri gözden geçiriyoruz.

Türkiye Küresel Rekabet Endeksinde yaklaşık 140 ülke arasında 2017’de 53. sırada, 2018 ve 2019 yıllarında ise 61. sırada yer almıştır.  Çoğu yıllar Singapur, Amerika, Hong Kong, Hollanda, İsviçre gibi ülkeler baş sıralarda yer alırken, Afrika ülkeleri en kötü performansı gösteren ülkeler arasında yer almaktadır.

Küresel Rekabet Endeksinde 12 tane ana kategori, 143 tane alt kategori vardır. 2017-2018 verisinin detaylarını aşağıdaki grafikte özetliyoruz 

Bu grafikten (ve aşağıdaki tablodan) Türkiye’nin Piyasa büyüklüğü kategorisinde avantajlı olduğunu, fakat İşgücü Piyasası Etkinliği, Sağlık-Temel Eğitim, Finans Piyasanın Gelişmişliği ve Kurumlar  kategorilerinde gerilerde olduğunu söyleyebiliriz. Bu alanlarda  137 ülkeden Türkiye sırasıyla 127, 84, 80 ve 70. sırada bulunmaktadır.  

Küresel rekabet endeksi nicel ve nitel göstergelerden oluşan bir endeks olduğu için tabiki tartışmaya açık kısımları mevcuttur.  Genel olarak Türkiye’nin zayıf olduğu alt kategorileri daha iyi anlamak ve puanlamanın detaylarına girmemek için Türkiye’nin 137 ülkenin 100’ünden daha düşük puan aldığı kategorileri daha yakından inceliyoruz.  

Türkiye bir ana kategoride (İşgücü Piyasası Etkinliği) ve 20 alt kategoride 100 ülkeden daha kötü bir performans sergilemektedir. Aşağıdaki grafikte bu alt kategorilerin 8 tanesini sıralıyoruz.  İşgücü piyasasının alt kategorisi olan kadınların işgücüne katılımında Türkiye’nin 123. olduğunu, ayrıca enflasyon ve eğitim kalitesi kategorilerinde Türkiye’nin puanının oldukça düşük olduğunu gözlemlemekteyiz.

Böyle bir endekste 137 ülke arasında 100 ülkeden düşük sıralamada yer almak üstünde düşünülmesi gereken bir konudur. Bu kategorilerin birçoğu sürdürülebilir büyümeyi sağlamak için son derece önemli ve değişimin zaman alacağı konulardır.  

Sürdürülebilir Büyüme

21 Nisan 2021, Ayse Ökten ve Samed Küçükikiz

Her ne kadar kısa dönemdeki şokları tahmin etmek imkânsız olsa bile, uzun dönemde sürdürülebilir büyümeyi sağlamak için gereken en önemli faktörlerden birisi Toplam Faktör Verimliliğinin (TFV) artışıdır. TFV üretimdeki artışın emek ve sermaye artışı ile açıklanamayan kısmı olarak tanımlanabilir. TFV’nin büyümesi için makro ders kitapları birçok faktörü sıralar. Bunların arasında araştırma, geliştirme (AR&GE), eğitim, rekabet ortamı gibi tahmin edilebilecek faktörlerin yani sıra, ülkedeki hukuk kuralları, iflas ve haciz kanunları, patent koruma süreleri, ve iş kurma kolaylığı gibi faktörlerde yer alır. 

Aşağıdaki grafikte 1990 yılından beri Türkiye’deki çalışılan saat başına düşen GSYH’daki büyümenin bileşenlerini sergiliyoruz. Mesela 2013 yılında %6.7 büyüyen reel GSYH’nin %2.9’u TFV’den %0.5’i insan sermayesindeki artıştan, %3.1’i ise fiziksel sermaye birikiminden kaynaklanmıştır. Bu grafikten görülebileceği gibi TFV yıllar içinde çok dalgalanan bir yapıya sahiptir. Özellikle son senelerde büyümenin esas kaynağı fiziksel sermaye olmuştur. 

Karşılaştırma yapabilmek açısından aşağıdaki iki grafikte Çin ve Güney Kore’deki büyümenin bileşenlerini görüntülüyoruz. Bu grafiklerden TFV’nin çoğu zaman inişli çıkışlı bir yol izlemesinin normal olduğunu ama her iki ülkede de çoğunlukla büyümeye pozitif katkı yaptığını görebiliriz. (not: TFV verileri Penn World Table’daki “rtfpna” serisinden alınmıştır.)

2010-2019 yılları arasında bu üç ülkedeki ortalama büyümenin bileşimlerini aşağıdaki tablodan daha net görebiliriz.  Bu dönemde Çin’de çalışılan saat başına GSYH ortalama %4,6 büyümüş. Bu büyümeye TFV’nin ve insan sermayesinin etkisi %0,6, fiziksel sermayenin etkisi ise %3,4 olmuştur. Türkiye de aynı dönemde çalışan başına GSYH %3,2 büyümüş bunun %0,6’sı TVF ve insan sermayesinden kaynaklanmıştır.

Ülke Çalışılan Saat Başı GSYH Büyümesi (2010-2019)TFV İnsan Sermayesi Fiziksel Sermaye
Çin4.60.60.63.4
Güney Kore31.10.51.5
Türkiye3.20.60.62

Türkiye’nin TFV’de sürdürülebilir bir artış sağlayabilmesi için yapması gereken atılımlar arasında eğitim ile birlikte insan sermayesinde artışa sebep olmak ve AR&GE yatırımları ile teknolojik gelişmeye yol açmak önemli bir yer almaktadır. 

Türkiye’nin AR&GE harcamalarının zaman içindeki gelişimini ve ülkeler arası karşılaştırmasını aşağıdaki grafiklerden görebiliriz (veri). Her ne kadar AR&GE harcamalarının GSYH’daki payı Türkiye’de zaman içinde artmış olsa bile, ülkeler arası karşılaştırmada bu miktarın ne kadar az olduğu açıkça gözükmektedir. Mesela 2017’de AR&GE harcamalarının GSYH’daki payı Türkiye’de %0,9, Güney Kore’de %4,5, Amerika’da %2,8’dir. 

İnsan sermayesinin bir ölçümü yine Penn World Table’s tarafından yayımlanan ve en önemli kaynağı ortalama okullaşma yılı olan bir veridir (“hc” serisi). Bu bilgilere göre, mesela Kore 1950’lerde oldukça düşük bir insan sermayesi seviyesinden başlayıp 2019’a kadar %100’den daha büyük bir artış gösterip Amerika’ya yakın bir seviyeye ulaşmıştır.  Türkiye’deki insan sermaye seviyesi bu dönem içinde %116 artmış olmakla birlikte 2019’da Amerika ve Kore’nin yaklaşık %67’si seviyesinde yer almaktadır.

Türkiye’nin AR&GE ve insan sermayesi kategorilerinde bugün yapacağı yatırımların meyvesini almak ancak uzun dönemde mümkün olacaktır.